Aytmatov'un Asra Bedel Şaheseri: Gün Olur Asra Bedel İncelemesi

Size, asrın ihtişamı ve tek bir günün sadeliğinden bahsetmek istiyorum. Tam tersi de olabilir. Belki de tek bir günün asra bedel ihtişamı!

Cengiz Aytmatov, Cengiz Aytmatov önemli eserleri, Gün Olur Asra Bedel

Özenle işlenmiş bir tema, kaynaştırılmış toplum mesajları, hem romantik hem de çağını çok iyi yansıtan bir hikâye, aynı zamanda bilim kurguya çalan yarı fantastik yarı gerçekçi anlatım, tek bir güne sığdırılan onlarca yıl...

Aytmatov'un özgürce olmasa da elinden bırakmadığı acımasız eleştirisi, tüm bunlarla bir araya gelince ortaya bu şaheser çıkmış. Üstelik insanın neresinden baksa hayran olacağı türden bir şaheser!

Gün Olur Asra Bedel'de en yakın dostu Kazangap'ı kaybeden Yedigey'in hikâyesini okuyoruz. Yedigey, çağına göre nadir bulunan türden biridir. Dinini, geleneklerini ve nereden geldiğini daima anımsar. Karısı da yedigey gibidir. Yılların yaşlandırdığı bu adamla kadın, yedi sekiz haneden oluşan bir köyde oturmaktadır.

Yedigey, Sarı Öbek adıyla bilinen çölden hallice bir bozkırda, bir tren istasyonunda çalışmaktadır. Dostu, yoldaşı Kazangap'ın ölümü onu çok sarsar. Dostunun vasiyeti üzerine onu, otuz kilometre kadar uzaktaki Nayman Ana mezarlığına gömmek ister. Kurgunun kilit noktası olan bu istek, Yedigey'in mezarlığa gidiş ve dönüş hikâyesinin temelini oluşturur. Bu sırada Sovyet Rusya ile Amerika ortak bir proje üzerinde çalışmaktadır ancak bu proje, tüm dünyadan gizli tutulmaktadır.

Romanın karakterleri, Aytmatov'un çoğu eserinde olduğu gibi çağının toplumunu yansıtmaktadır. Başkahramanımız Yedigey, köklerine iyice tutunan, ibadetini ve duasını bilen, dönemin tasviriyle Sovyet Rusya'ya karşı Kırgız/Kazak Türklerini temsil eden biridir. Dostunun ölüsünü yıkayan, duasını yapan odur. Bir yandan bu işleri yaparken öte yandan Adilbay isimli arkadaşına da öğretir. Çünkü öldüğünde onu yıkayacak, duasını yapacak kimsesi kalmamıştır.

Adilbay, huzurlu bir yuvası olan, yardımsever, iyi bir adamdır. Kazangap'a, onun çocuklarından daha çok önem vermiştir. Kazangap'ın oğlu Sabitcan ise Kırgız/Kazak Türklerine karşı Sovyet Rusya'nın boyunduruğunu kabul edenleri temsil etmektedir. İyi bir insan olabilmesi için binbir zorlukla okutulsa da dinini, ibadetini ve özünü unutmuş, neredeyse her an içen yararsız bir insana dönüşmüştür. Babasının vefatının üzerinden henüz bir gün bile geçmemişken keyifli keyifli hikâyeler anlatmaktadır. Babasının vasiyetini zerre umursamaz çünkü kendince önemli işleri vardır. Yedigey ise bu sözde evlada karşı gelir ve dostuna olan borcunu her şekilde ödeyeceğini, isterse kendisinin gelmeyebileceğini söyler. Bu durum Sabitcan'ın hiç umurunda değildir. Kazangap'ın kızı ise ağabeyine zahmet edip karısını getirmediği için kızmakla yetinir.

Çoğu eserinde Kırgızistan coğrafyası üzerinde durduğunu bildiğimiz Aytmatov, Kırgız ve Kazak köklerinin aynı olduğunun farkındadır. Bu nedenle Gün Olur Asra Bedel'de Kazakları anlatır. Hem Yedigey hem de Kazangap, Aral Gölü civarından iki Kazak'tır. Aslında sadece Kazakları konu edinmez, mesela Kuttubayev için Tatar diyor. Türkmenlerden, Türkistan'dan, Kazangap'ın eşinin bir Karapapak olduğundan da bahsediyor. Böylece çok toplumlu bir roman okuyor, tüm bu milletlerin bir olduğunu anlıyoruz.

Gerçeklerden, tarihten beslenen bu kitapta fantastik bir durum da söz konusudur. SSCB ve ABD arasında ortak yürütülen bir uzay çalışması vardır. Çalışmada eşitlik esastır, bu eşitliğin sınırları adına şunlar söylenebilir: Değil çalışan sayısı, okyanustaki gemilerin ve iki tarafın üsleri, San Francisco ile Vladivostok'a olan uzaklıkları bile eşittir.

Üstelik bu çalışmada beklenmedik bir olay olarak gönderilen iki kozmonot, "Orman Göğsü" adı verilen bir gezegen keşfeder. Buranın yerlileri barışçıldır. Doğa şehirleşmeye göre değil, şehirleşme doğaya göre yapılandırılmıştır. İnsanları koyu tenli, Dünya'dan çok daha üstün bir teknolojiye sahip ve ışık hızında gidebilen araçları vardır. İnsanlar, iki yüzyıla kadar yaşayabilmektedir. İnsanların da izni olursa onlarla iletişime geçmek isterler.

Belki de bu gezegenin yerlileri, Cengiz Aytmatov için barışın bir temsilidir. Dünya'daki iç kavgaların hiçbiri bu gezegende yoktur. Belki de Aytmatov'un barış tasviri, kendini burada Orman Göğsü gezegeniyle göstermiştir, kim bilir? Orman Göğsü halkı, Dünyalılara kendi içindeki savaşa bir son vermelerini, barışı kabul etmelerini öğütlemektedir. Ancak yeryüzünün yöneticileri, kendilerinden çok daha üstün olan bu ırkı zararlı bulup teklifi reddeder. Dünya'nın etrafını bir kalkan gibi saracak füzeler atmaya karar verirler.

Cengiz Aytmatov, bu romanıyla "mankurt" kavramını bir sosyoloji terimi hâline getirmiştir. Bu, esasen Nayman Ana'nın hikâyesidir. Efsaneye göre eski zamanlardan birinde Sarı Özek Bozkırı, Juan Juanlar adı verilen bir kabilenin istilasına uğramıştır. Bu kabile, önce ele geçirdikleri esirlerin başlarını tıraşlayıp tek bir saç teli bile bırakmazlarmış. Ardından bu saçsız başlara keçi derisi geçirip güneşin altına atarlarmış. Keçi derisi yüzünden dışarı çıkamayan saçlar, beyne doğru büyüyüp insanları zamanla, yavaş yavaş, acı çektirerek öldürürmüş. Ölmeyenlerin beyinleri de saçla dolar, geçmişlerini ve kim olduklarını tamamen unuturlarmış. Yalnızca yer, içer ve sahiplerinin buyruklarını yerine getirirlermiş.

Nayman Ana da bu istilada oğlunu kaybetmiş fakat ölüsünü bulamadıklarından umudunu hiçbir zaman kaybetmemiş. Yıllarca oğlunu aramış. Yıllar sonra birkaç kişi, Nayman Ana'ya, oğlunu bozkırda koyun güderken gördüklerini söylemiş. Nayman Ana, sevinçle koşmuş oğluna ancak oğlu onu tanımadığını söylemiş. Nayman Ana oğlunun bir mankurt olduğunu anlamış. O sırada yanlarına gelen oğlanın sahibi, oğlana karşısındaki kadını öldürmesini emretmiş. Oğlan, hiç düşünmeden bu emri yerine getirmiş. O günden sonra Nayman Ana'nın öldüğü bölge kutsal bir alan sayılmış.

Eğer dışarıdan bir bakış açısıyla yorumlarsak mankurtların başına geçirilen keçi derisini, gönderilen füzelerle insanlığın başına geçirmeye çalışmışlardır. O kalkan olacak füzeler, insanlığın mankurtlaştırılması için ilk adımdır. Savaşın bitişi işlerine gelmez, barış özgürlük demektir. Mankurtlar için özgürlük, efendiler için bir felâket olacaktır. Belki de Orman Göğsü halkının reddediliş sebebi budur. Aslında Yedigey son sözlerinde bu mankurtlaşmaya karşı, tüm benliğiyle bir mücadeleye tutulmuştur.
 
    "Sen kimsin? Adın ne? Adını hatırla! Senin baban Dönenbay'dır, Dönenbay, Dönenbay, Dönenbay, Dönenbay... Dönenbay..."

Gün Olur Asra Bedel'de, sıradan bir kitapta okumayı beklemeyeceğiniz kadar çok şey okuyabilirsiniz. Motiflerin gizlendiği, insanı alıp başka diyarlara, farklı fikirlere götüren bu romanı ve Türk Dünyasının ortak hazinesi Cengiz Aytmatov'u bir kere daha saygıyla anıyoruz.
Yazan: Didem Ülkü Demirci

Bilim ve sanatın arasında sıkışıp kalmış biri. Çok okuyor, okudukça da yazıyor.

Yorum Gönder

6 Yorumlar

  1. Aytmatov'un bakış açısını çok güzel yorumlamış yazarınız, tebrikler 🌟

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir yazı olmuş. Cengiz Aytmatov'un birçok romanını okudum, sıradaki kitabım belli oldu.
    Yazara teşekür ederim yazı için.

    YanıtlaSil
  3. Listeye eklendii

    YanıtlaSil
  4. Böyle içeriklerin devamını bekliyorum

    YanıtlaSil
  5. Cengiz Aytmatov'un en iyi eserine layık bir inceleme yazısı olmuş teşekkürler 🌸

    YanıtlaSil
  6. Yazarın bu kitabını okumadım henüz. Ayrıntılı bir yazı olmuş, emeğinize sağlık:)

    YanıtlaSil